HEPİMİZ ÇOK BİLGİLİ CAHİLLERİZ

Bilgi, evet güçtür ama doğruysa. Peki yalan bilgi güç olabilir mi? Tabii ki, hem de bazen güçlü silahlarla donatılmış ordulardan daha büyük bir güç! İletişim çağında “güneş balçıkla sıvanıyor!”

Bilgi hızla yayılıyor, ama cehalet kanserli hücre gibi, daha hızla yayılıyor.

Üstelik doğru bilgiyi yiyerek, virüs gibi yaşıyor.

Saniyede milyonlarca yeni bilginin girdiği internette, doğru hangisi bulmakta zorlanacağı ya da imkansız gibi birşey olduğu için insanların aslında bir kanaati oluşamıyor.

Öyle de diyorlar böyle de!

O zaman doğru ne?

Gökteki yıldızları saymak gibi.

Nereden başlamıştık!

Kafası karışık olanı ise istediğin gibi manipüle edebilirsin.

Bunun için kimin sesinin daha gür çıktığı, kimin inançları kullandığı, kimin daha janjanlı anlattığı, kimin duygulara hitap ettiği önemli.

O yüzden en çok reklam veren en çok kazanır.

Sesi en çok çıkanın dediği daha doğrudur.

Susan kaybediyor.

Ya da kaybetmesi için susturuluyor, sesi kısılamıyorsa, gürültü çıkarılıyor, duyulmasın diye.

Bilgi gibi cehalette artıyor.

Ve modern toplumlar çok bilgili cahiller haline geliyor.


DOĞRUYU KAYBETTİK, İNANIYORUM!

Dünyada olup biten her türlü olay için geçerli bu durum.

Doğru neyidi?

Doğru emekti.

Ama bütün televizyonların söylediği!

Siyasilerin, ünlülerin, medyatik bilimadamlarının, popüler kitapların…

Doğru, evet emekti, emek paraydı, para güçtü…

Bu doğru-yanlış karmaşası şimdilerde Türkiye’de yaşanan her türlü olay için geçerli.

Darbeyi kimin yaptığından tutun da Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Hrant Dink’in, Ergenekon’un, Balyoz’un, terör saldırılarının, mültecilere verilen sağlık kartlarının, maaşların, doların-euro’un önlenemez artışının, orman yangınlarının müsebbibine kadar öyle çok bilgi sahibi olduğumuz ama cahili kaldığımız olay var ki!

Çok bilgili cehiller oluyoruz.

Bu bir sürü bilginin içinde gerçek nedir neredeyse kimse bilmiyor.

Varsayımlar var.

Onu da etliye sütlüye karışmayanlar yapabiliyor.

Yani yayında yer bulabilecek, hatta Türkiye’de tututlanamayacak kadar yazabiliyor, anlatabiliyor.

Neticede herkes ideolojisine, hayat felsefesine göre, bilgileri formülüze ederek çıkardığı sonuca göre bir ‘doğru’ya inanıyor.

Dikkat edin doğruyu biliyor demiyorum, inanıyor!

 

Stantfort Üniversitesi’nden bilim tarihçisi profesör Robert Proctor, Agnotoloji, Cehalet bilimi üzerine çalışmalar yapıyor. Çarpıcı tespitleri var.

CEHALET BİR BİLİM DALI

Bu çok şey bilip, doğruyu bilmeme hali bir bilim dalının çalışma sahası.

Agnotoloji, Cehalet bilimi.

Stantfort Üniversitesi’nden bilim tarihçisi profesör Robert Proctor’un açıklamasıyla,

bu bilim dalı,

güç sahiplerinin yanıltıcı veriyi yayarak şüpheyi teşvik etmesini,

hakikati manipüle etmesini,

çok bilgiyle bilgisizliği sağlamasını inceliyor.

Tüm bunlara “Menfaat gereği kasıtlı olarak cehalet yayma teknikleri” deniyor.
HAKİKATİ ENGELLEYEMİYORSAN, YALANI ÇOĞALT!

Bugünün şartlarında bir şeyin gizli kalması çok zor.

Çünkü bilgi önlenemez hızla yayılıyor.

Ama herkesin bilgiye kolay erişebilmesi yani bilginin demokratikleşmesi manipülasyon tekniklerinin güncellenmesini sağladı.

Evet bilgiye ve doğruya ulaşmak kolay ama bunu manipüle etmek daha kolay.


ŞÜPHE TACİRLERİ

2010 yılında bu konuda bir kitap çıktı.

Şüphe Tacirleri; Merchants of Doubt.

2014 yılında, kavram ve örnekler genişletilerek belgeseli yapıldı.

Şüphe Tacirleri; iktidarların, büyük şirketlerin, bilim insanlarının bilgiyi nasıl manipüle ettiğini, halkı yönlendirdiğini, yalan söyleme ve doğruları saptırma yöntemleri için geliştirilen stratejileri anlatıyor.
Şüphe tacirleriyle, kitabın yazarlarından biri Harvard Üniversitesi’nden bilim tarihçisi Naomi Oreskes, küresel ısınma ve iklim değişiklikleri konusu üzerine çalışırken karşılaşıyor.
Şüphe tacirleri kim mi?

Onlar bilim insanı, akademisyen, gazeteci, hukukçu, itfaiyeci veya siyasetçi olarak karşınıza çıkabilir.

Profesör Naomi Oreskes, Bilim Tarihçisi ve Cehalet Bilimi kitabının yazarlarından birisi.

Profesör Oreskes, küresel ısınma ve iklim değişikliklerine dair hazırlanan raporun yayınlanmasının hemen ardından, birebir aynı teknik ve görüntüyle, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin olmadığı yönünde bir rapor yayınlandığında şoke olur.

Teori ortaya çıkar çıkmaz karşıt teorisi nasıl yazılabilir?

Üstelik raporda 31 bin bilim adamı tarafından imzası vardır.

Toplu imzalı bildiriler önemli.

Ve bu 31 bin bilim adamını unutmayın.

Çok önemli zira…

Tütün sanayi devleri, 40 yıl, doğru ve bilimsel bilginin üstünü yalanla örttü.

DOĞRUYU YALANLA KARIŞTIR, BULAMASINLAR

Konferanslar, gazete, televizyon haberleri, ekranlara çıkan bilim insanları….

Kamuoyu iklim değişikliği hakkında bilgi bombardımanına tutulur.

Kavramı yeni öğrenen sıradan insanın, daha ne olduğunu anlamadan kafası karışmıştır bile.

Artık insanlar doğruyu değil, inandığı tarafı seçiyordur.

Bilimsel ve hayati bir veri, fanatik tartışma malzemesine dönüşür çünkü.


HOŞGELDİN POST-TRUT!

Zaten bu çok bilgi içinde yaşanan karmaşadan inançla çıkma durumu İngilizce’de ‘post-truth’ kelimesiyle kavramlaştı.

Hatta Oxford Dictionaries tarafından 2016’da yılın kelimesi seçildi.

Türkçe’ye gerçek-ötesi olarak geçen kavram, kamuoyu için duygular ve kişisel kanaatlerin nesnel hakikatlerden daha belirleyici olması demek.

Terör örgütüne giden silahların görüntülerinin çıkmasına rağmen ‘onlar çocuk beziydi inanmıyorum’ denilmesi gibi.

Ya da Amerikalıların Trumb’ı seçmesi…

Artık çok bilmek başa bela!

SAHTE DİPLOMALAR, ÖTEKİ ALEMDEN GELEN İMZALAR

Bilim tarihçileri Naomi Oreskes ve Eric Conway, küresel ısınma karşıtı raporu hazırlayan bilim adamlarının izini sürdüğünde şaşırtıcı bir detayla karşılaşır.

31 bin bilimadamı listesi abartılmış ve hatta bilimle alakası olmayan isimler, ölmüş akademisyenler de eklenmiş. Ama en başta olan isimlerin geçmişleri son derece karanlıktır. Geniş siyasi ve ekonomik bağlantıları vardır bu bilim adamlarının!

Mesela tütün şirketlerinin lobi faliyetlerinde de, sigaranın sağlığa zararlı olup olmadığı tartışmalarında da, ‘GDO’lu gıdalarda sorun yoktur’ açıklamalarında da bu isimler başroldedir.

Türkiye’de şu anda çok sayıda polis ve gazetecinin GDO’lu pirinç ve mısırların izini sürdüğü için hapiste olduğunu hatırlatmadan geçemeyeceğim.

Güç seninle GDO!

Güç seninle GDO!

ALLAH AŞKINA, BİRİ HAKİKATİ AÇIKLASIN!

Taktik aynı; doğru bilgiyi yani sigaranın kanser yaptığı bilgisini engelleyemezsin.

O zaman şüphe oluştur!

Şöyle ki, sigaranın kansere yol açtığı ne malum? Bir sürü insan içiyor, hepsi kanser olmuyor!

Küresel ısınma var diyorlar ama ülkeye bir türlü yaz gelmedi! Donuyoruz.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz, yapmışsındır!
Maksat tartışma ortamı oluşsun, her kafadan bir ses çıksın.

Durumun tartışmalı olduğu algısı oluşsun.

Böyle olunca gerçeği anlatanlar, kanıtlayanlar istediği kadar deliller göstersin, anlatsın.

Artık istenilen olmuş kafalar karışmıştır.

Doğruyu ve yanlışı bu laf ve belge kalabalığı arasından çıkarmaya çalışacak.

Yani ayıklasın pirincin taşını.

Tabiki ayıklamayacak, dönüp kendi hayatını yaşayacak.

Olaya dair fikri de kanaatlerinde, inançlarından ve sosyal çevresinin düşüncelerinde ibaret olacak.

Büyük şirketler, siyasetçiler de kendi işlerine bakacak.

Güçlü her zaman güçlü olacak.

AZGINLIKLA DOĞRUNUN ÜSTÜ 50 YIL ÖRTÜLDÜ

Mesela 70’lerde 80’lerde sigaranın zararlarını anlatan bilim adamları medyada rencide ediliyordu.

Canlı yayınlarda, tartışma programlarında gazeteciler sigara yakıp, dumanını bilimadamının üzerine üflüyordu.

Seyirciye kendini alkışlatıyordu.

Sigara savunucuları “özgürlük elden gidiyor” yaygarasıyla bilimsel gerçeğin üzeri örtüyordu.

Tartışma programında, bir nefes çektiği sigarasını göstererek “Ne yani sen şimdi benim içme özgürlüğümü elimden mi almak istiyorsun?” diye bağıran televizyoncuya, bilimadamı “Ne alakası var!” diyemeden, seyirciler alkış tufanı koparıyordu.

Bilimadamı ötekileştiriliyor, stüdyoyu terketmek zorunda bırakılıyordu.

Çünkü tartışmanın ilerleyen kısmında nefret objesi haline getiriliyordu.

İnanılası gibi değil.

Ama böyle.

Şüphe Tacirleri belgeselinde bu trajik sahneyi izleyebilirsiniz.

Doğru söyleyen artık 9 köyden değil, 9 kanaldan kovuluyor!

Doğru bilginin üstü kaba kuvvetle, azgınlıkla, siyasi ve ekonomik güçle örtüldü.

Bu tam 50 yıl sürdü.

Tütün sanayisi ve onun yalanla efsunladığı kamuoyu 1990’ların ortasında sigaranın sağlığa zararlığı olduğunu kabul etti.

Bugün yaşanılan öyle çok olay aynı değil mi?

Bu yazı 2017, dosya haber, GÜLİZAR BAKİ, popüler kültür kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.